İnsanlığın yaşadığı dramlara gözlerimizi kapatamayız. Sosyal sorumluluk duyarlılığı ve insanlığın bir bütün olduğunu öğretmek de, okulların, eğitimin, ailenin paylaştığı, gönüllülük temelli yardımlaşmanın temeli olmalı. Başka insanların neler yaşadıklarını anlamak için sanal gerçeklik müthiş bir aktarım gücüne sahip. Bu nedenle sanal gerçekliğe “üstün duygudaşlık makinesi” diyen uzmanlar var.

The Displaced / Yerinden Edilmiş

Aşağıdaki 360 derece video The New York Times’ın sunduğu, dünyada yerinden, yurdundan olmuşları anlatan 3 öykü. Ukrayna’da: Oleg, Güney Sudan’da: Chuol, Lübnan’da : Hana

Videoların 360 derece olması bizim her yöne bakabilmemizi sağlıyor. 30 milyon çocuk ülkesinden yaşam alanından evinden koparılmış durumda. Videoyu sanal gerçeklik gözlüğü ile izlemeniz videonun mesajınızı almanızı kolaylaştıracaktır.

Nasıl? 360 derece videoyu youtube uygulaması ile izlerken gözlük simgesine dokunun. Görüntü iki göz için ikiye ayrılacaktır. Sanal gerçeklik gözlüğü ile izlemeye başlayabilirsiniz.

Elbette bu tür projeler ülkemizde de başlamalı. Projeleriniz için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz. https://www.egitimdevr.com/iletisim/

The New York Times sayfası:
https://www.nytimes.com/2015/11/08/magazine/the-displaced-introduction.html?_r=0

Proje sorumlusu Within:
http://with.in/watch/the-displaced/

Mobil Uygulama: http://www.nytimes.com/marketing/nytvr/

Kreatörler:
Imraan Ismail, Ben C. Solomon,

Creative Directors:Chris Milk, Jake Silverstein

 

SANAL GERÇEKLİK,  NASIL DUYGUDAŞLIK YARATIR? CHRIS MILK TED KONUŞMASI

Altyazı Türkçe seçilidir. Sayfanın altında videonun tam metni bulunmaktadır.

ARTIRILMIŞ GERÇEKLİĞİN EMPATİ KURMAYA ETKİSİ VE KİŞİNİN GÖZÜNDEN DÜNYAYI GÖRMEK – CHRIS KLUWE TED KONUŞMASI

Altyazı Türkçe seçilidir. Sayfanın altında videonun tam metni bulunmaktadır.

YURTSUZLAR

https://www.theguardian.com/world/gallery/2016/dec/31/the-displaced

 

Chris Milk – İlk Videonun tam metni

Sanal gerçeklik benim için alışılmadık bir yerde başladı. 1970’li yıllardı. Bu alana girdiğimde çok gençtim, yedi yaşındaydım. Ve sanal gerçekliğe erişmek için kullandığım alet Evel Knievel gösteri motorsikletiydi.Bu, motor için çekilmiş bir reklam: (Video) Dış-ses: Ne zıplama ama! Evel müthiş gösteri motorsikletini sürüyor. Dönüş gücü onu en yüksek hızda 30 metre havaya sıçratıyor.

Chris Milk: Bu o zamanlar çok zevkliydi. Her yerde bu motorsiklete bindim. Orada Evel Knievel’laydım, Snake River Kanyonu’ndan birlikte zıpladık. Roketi de istemiştim, ama hiçbir zaman alamadım, sadece motorsikletim vardı. Kendimi bu dünyaya çok yakın hissettim. Bir öykü anlatıcısı olmak istemedim, büyüdüğümde bir dublör olacaktım. Oradaydım. Evel Knievel benim dostumdu. Onunla fazlasıyla duygudaşlık kurabiliyordum.

Ama işe yaramadı. (Gülüşmeler) Sanat okuluna gittim. Müzik klipleri çekmeye başladım. Ve bu yaptığım ilk videolardan biri: (Müzik: “Touch the Sky” Kanye West) CM: Bazı benzerlikler fark edebilirsiniz.(Gülüşmeler) Ve o roketi de aldım. (Gülüşmeler)

Yani şimdi bir yönetmenim, daha doğrusu işin başlangıcındayım ve anlatabileceğim en ilgi çekici öyküleri izleyiciye aktarabilmek için bir yönetmen olarak bana uygun gelen araç-gereci kullanmaya başladım.Filmler bizden çok farklı insanlarla ve tamamen yabancı dünyalarla duygudaşlık oluşturmamızı sağlayan muhteşem araçlardır.

Maalesef, Evel Knievel bizim ona karşı hissettiğimiz duygudaşlığı bize karşı hissetmedi ve bizi bu klip için dava etti — (Gülüşmeler) — kısa bir süre sonra. Öte taraftan, çocukken taptığım adamın, büyüdüğümde olmak istediğim adamın imzasını alabilmiştim sonunda. (Alkış)

Şimdi filmden bahsedelim. Film mükemmel bir araçtır fakat esasında eskiden neyse şimdi de o. Birbiri ardına gelen bir grup dikdörtgen. Biz bu dikdörtgenlerle inanılmaz şeyler yaptık. Ama şunu düşünmeye başladım, çağdaş ve gelişen teknolojiyi kullanarak, 100 yıldır kullandığımız geleneksel film çekme yöntemleriyle belki de anlatamayacağım farklı türdeki öyküleri farklı yöntemlerle anlatmanın bir yolu var mı? Böylece deneylere başladım ve yapmaya çalıştığım şey üstün duygudaşlık makinesini inşa etmekti.Bu ilk deneylerden bir tanesi: (Müzik)

İsmi “The Wilderness Downtown.” Arcade Fire’la işbirliğimizin ürünü. Başlangıçta sizden büyüdüğünüz yerin adresini yazmanızı istiyor. Bu bir ağ sayfası. Sayfanın dışında farklı tarayıcı pencereleriyle küçük kutular büyümeye başlıyor. Bir caddede koşan bu genci, sonra da Google Street View ve Google Haritalar görüntüleri görüyorsunuz ve koştuğu caddenin sizinki olduğunu anlıyorsunuz. Bir evin önünde duruyor, o sizin eviniz. Bu mükemmeldi ve buna, benim dikdörtgenlerde yaptığım şeyden çok daha derin duygusal tepkiler veren insanlar gördüm. Aslında sizin anılarınızın bir parçasını alıyorum ve onu öykünün çerçevesinin içine yerleştiriyorum.

Ama sonra düşünmeye başladım, tamam, bu sizin bir parçanızdı; fakat sizin tamamınızı çerçeveye nasıl yerleştirebilirdim? Bunu yapmak için, bazı sanat programları yapmaya başladım. Buna “Tapınağın İhaneti” diyoruz. Üç parçalı bir tablo. Size üçüncü paneli göstereceğim. (Müzik) Şimdi sizi çerçevenin içine aldımve insanların bu çalışmaya, bir öncekine oranla daha derin duygusal tepkiler verdiğini gördüm.

Ama sonra çerçeveler hakkında düşünmeye başladım, neyi temsil ediyorlardı? Bir çerçeve sadece bir pencereydi. Yani, izlediğimiz tüm medya — televizyon, sinema — başka dünyalara açılan pencerelerdir.Ve düşündüm ki, iyi, tamam. Seni çerçevenin içine aldım. Ama seni çerçevenin içinde istemiyorum. Pencerenin içinde istemiyorum. Pencerenin içinden geçmeni istiyorum, diğer tarafta olmanı istiyorum,yaşayan bir dünyada.

Bu beni tekrar sanal gerçeklik fikrine götürdü. Şimdi sanal gerçeklik hakkında konuşalım. Maalesef, sanal gerçeklik hakkında konuşmak, mimari hakkında dans etmeye benziyor. Ve bu gerçekten sanal gerçeklikte mimari hakkında dans eden birisi. (Gülüşmeler) Yani, bunu tarif etmek zor. Peki neden? Zor çünkü bu çok deneysel bir araç. Onu ancak onun içindeyken hissedersin. O bir makine ancak içindeyken gerçek yaşam gibi hissettirir, gerçek gibi hissettirir. İçinde bulunduğun zaman o dünyaya aittir ve ve o an yanında hissettiğin insanlar onun içinde yanında olanlardır.

Şimdi size bir sanal gerçeklik filminin tanıtım filmini göstereceğim: Sanal gerçekliği kameraya alırken yakaladığımız tüm görüntülerin bir tam-ekran sürümü. Her yönde çekim yapıyoruz. Bu, her yöne bakan 3B kameralara ve her yönden kayıt alan iki yönlü mikrofonlara sahip bir kamera sistemi. Bununla, temel olarak içinde yaşadığınız dünyayı bir küre içinde inşa ediyoruz. Size göstereceğim şey bu dünyanın bir manzarası değil, temel olarak tüm dünyanın bir dikdörtgene yaydırılmış hali. Bu filmin adı “Sidra’nın Üstündeki Bulutlar.” Bizim sanal gerçeklik şirketimiz olan VRSE, Birleşmiş Milletler ve Gabo Arora isimli bir ortak ile birlikte yapıldı. Aralık ayında Ürdün’deki bir Suriyeli mülteci kampına gittik ve orada Sidra isimli 12 yaşında bir kızın öyküsünü kameraya aldık. O ve ailesi çöl üzerinden Ürdün’e kaçmıştı ve son bir buçuk yıldır kampta yaşıyordu.

(Video) Sidra: Adım Sidra. 12 yaşındayım. 5. sınıfa gidiyorum. Suriyeliyim, Daraa Bölgesi’ndeki Inkhil Şehri’nde oturuyorum. Bir buçuk yıldır burada, Ürdün’deki Zaatari kampında yaşıyorum. Büyük bir ailem var: Üç kardeş, bir bebek. O çok ağlıyor. Babama bebekken ağlayıp ağlamadığımı sordum, ağlamadığımı söyledi. Galiba bebekken kardeşimden daha güçlüydüm.

Başlığın içindeyken, bu şekilde görmüyorsunuz. Etrafa o dünyanın içinden bakıyorsunuz. Her yönde, 360 derece gördüğünüzü fark ediyorsunuz. Ve orada otururken, onun odasında, onu izlerken, onu bir televizyon ekranından izlemiyorsunuz, onu bir pencereden izlemiyorsunuz, orada onunla oturuyorsunuz.Aşağı baktığınızda, onun oturduğu zeminde oturduğunuzu görüyorsunuz. Ve bu yüzden, onun varlığını daha derin bir şekilde hissediyorsunuz. Onunla daha derin bir şekilde duygudaşlık kuruyorsunuz.

Ve bence bu makineyle fikirleri değiştirebiliriz. Birkaçını değiştirmek için çabalamaya başladık bile. Bu filmi Ocak’ta Davos’taki Dünya Ekonomik Forum’una götürdük. Fikirleri milyonlarca insanın yaşamını etkileyecek bir grup insana gösterdik. Götürmeseydik bu insanlar muhtemelen Ürdün’de bir mülteci kampındaki çadırda hiç oturmayacaklardı. Ama Ocak’ta, bir öğle sonrası, İsviçre’de, kendilerini aniden orada buldular. (Alkış) Ve etkilendiler.

Biz bunu daha sık yapacağız. Şu an bu filmlerden bir seri yapmak için Birleşmiş Milletler’le birlikte çalışıyoruz. Liberya’da geçen bir öyküyü çekmeyi yeni bitirdik. Ve şimdi, başka bir hikâye için Hindistan’a gideceğiz. Bu filmleri alıyoruz ve Birleşmiş Milletler’de çalışan ve orayı ziyaret eden insanlara gösteriyoruz.Filmlerdeki insanların hayatlarını gerçekten değiştirebilecek insanlara gösteriyoruz.

Ve bence şu an için sadece sanal gerçekliğin gerçek gücünün yüzeyini kazımaya başladık. Bu, üç boyutlu bir video oyunu değil. Bu, daha önce hiçbir medya aracında görmediğim kadar derin bir yolla insanları diğer insanlara bağlıyor. Ve bu, insanların diğerlerine olan bakışını değiştirebilir. Bence bu sanal gerçekliğin nasıl dünyayı değiştirecek potansiyele sahip olduğunu gösteriyor.

Yani, bu bir makine ancak bu makineyle daha merhametli hâle geliyoruz, daha çok duygudaş oluyoruz ve birbirimize daha çok bağlanıyoruz. En nihayetinde, daha insan oluyoruz.

Teşekkürler.

(Alkış)

Chris Kluve – İkinci Videonun tam metni

Artırılmış gerçekliğin ve profesyonel futbolun empatiyle ne alakası var? Ve boş yutkunurken süzülen havanın hızı nedir? Şimdi malesef, bugün bu soruların yalnızca bir tanesini cevaplayacağım, bu yüzden lütfen hayal kırıklığınızı belli etmeyin.

İnsanlar artırılmış gerçeklik hakkında düşündüklerinde, “Azınlık Raporu” ve Tom Cruise akıllarına gelirhavada ellerini sallıyor olur, fakat artırılmış gerçeklik bilim kurgu değildir. Artırılmış gerçeklik hayatımız boyunca olacak olan bir şeydir, olacaktır çünkü bunu sağlayacak araç gerecimiz var, insanların bunun farkında olması gerekiyor, çünkü artırılmış gerçeklik hayatımızı değiştirecek, tıpkı internet ve cep telefonları gibi.

Peki artırılmış gerçekliğe nereden başlayacağız? İlk adım benim şu anda taktığım şeyi takmak, Google Glass. Çoğunuzun Google Glass ile arasının iyi olduğuna eminim. Benim gördüğümü görmenize izin veren Google Glass cihazı ile aranızı ne bozabilir? Sahadaki bir profesyonel atlet deneyimi yaşamanıza imkan verecek. Şu anda, sahada olabilmenizin tek yolu benim bunu anlatmayı denememden geçiyor. Kelimeleri kullanmak zorundayım. Bir çerçeve yaratmak zorundayım ve siz de bunu hayal gücünüzle doldurmalısınız. Google Glass ile bunu bir kaskın altına koyabiliriz ve sahada bir saatte 100 mil koşmanın neye benzediğini hissedebiliriz, kulaklarınızdan kan damlıyorken. Tüm varlığıyla sizi alaşağı etmeye çalışan 114 kiloluk bir adamla koşuda yarışmanın nasıl bir duygu olduğunu hissedeceksiniz. Ve ben buna maruz kaldım, pek de iyi bir his değildi.

Şimdi size kaskın altında Google Glass giymenin neye benzediğini gösterecek tadımlık bir filmimiz var. Malesef NFL filmi değil, çünkü NFL, yeni gelişen teknolojinin yüzeysel kaldığını düşünüyor, ama – (gülüşmeler) – biz yapabildiğimizi yaptık.

Haydi videolara bakalım.

(Video) Chris Kluwe: Hadi. Ah, top kapmak iğrenç. Bekle, biraz yaklaşalım. Pekala, hazır mısın? Hadi!

Chris Kluwe: Gördüğünüz gibi, futbol sahasında top kapmanın neye benzediğine dair top kapanın gözünden küçük bir tecrübeydi. Şimdi, belki farketmişsinizdir orada birkaç gözden kaçan insan var:takımın geri kalanı. Bununla ilgili Washington Universitesi’nin nezaketi sayesinde bir video hazırladık.

(Video) Oyun kurucu: Hey, Mice 54! Mice 54! Mavi 8! Mavi 8! Hadi! Oh!

Chris Kluwe: Bu görüntüler sizi yine, bir nebze daha sahada olmanın neye benzediğine yaklaştırdı, fakat NFL’de gibi hissedeceğiniz başka bir yer yok.

Taraftarlar bu deneyimi istiyor. Sahada olmak istiyorlar. Favori oyuncuları olmak istiyorlar ve benimle zaten Youtube üzerinden konuşuyorlar, Twitter üzerinden konuşuyorlar, diyorlar ki, “Hey, oyun kurucuyu izleyebiliyor musun?” “Geri koşanı izleyebiliyor musun?” “Bu deneyimi istiyoruz.”

Ee, GoPro ve Google Glass’ı bir kez denediğimizde, kendimizi daha nasıl kaptırabiliriz? Sonraki adıma nasıl geçebiliriz? Ee, bu adıma Oculus Rift dediğimiz bir şeyle ulaşmayı planlıyoruz. Bununla çoğunuzun arasının iyi olduğuna eminim. Oculus Rift tasarlanmış sanal gerçeklik cihazlarının en gerçekçilerinden bir tanesi olarak tanımlandı, bu içi boş bir abartma değil. Size neden bunun içinin boş olmadığını bu video ile göstereceğim. (Video) Adam: Oh! Oh! Hayır! Hayır! Hayır! Daha fazla oynamak istemiyorum! Hayır! Aman Tanrım! Aaah!

CK: Bu roller coaster’daki bir adamın, onun hayatındaki korkularının bir deneyimiydi. Adrian Peterson’ın çizgi boyunca deparını video kaydına aldığımızda, gol atmak için depara kalktığında kolları kaslı bir top kapıcı tarafından yere düşürülürkenki seyirci deneyimi hakkında ne düşünüyorsunuz? Seyirci deneyimi ile ilgili Messi sahada koşarken topu ağlara yolladığında ne düşünüyorsunuz? ya da Federer Wimbledon’da servis atarken? Olimpik yokuş kayakçısının saatte 110 km’den fazla hızla dağdan aşağı inerkenki tecrübesinin hakkında ne düşünüyorsunuz? Bence yetişkin bezi satışlarında artış olabilir. (Gülüşmeler)

Fakat bu henüz artırılmış gerçeklik değil. Bu sadece sanal gerçeklik, S.G., Artırılmış gerçekliğe nasıl ulaşırız? A.G.? Artırılmış gerçekliğe koçlar, yöneticiler ve kulüp sahipleri insanların görmek istediği bu veri akışıyla ilgilendiklerinde ve “Bunu takımı iyileştirmek için nasıl kullanırız?” dediklerinde ulaşabiliriz.“Maçları kazanmak için bunu nasıl kullanırız?” Çünkü takımlar maçları kazanmak için her zaman teknolojiyi kullanır. Kazanmayı seviyorlar. Bu onlara para kazandırıyor.

İşte NFL’de teknoloji ile ilgili kısa bir hikaye: 1965, Baltimore Colts takımı, oyun kurucularına bir bileklik takıyor daha çabuk oynamasına imkan versin diye. O sezon sonunda Super Bowl şampiyonu oluyorlar.Diğer takımlar da buna uyuyorlar. Oyunları daha fazla insan izledi çünkü daha heyecanlıydı. Daha hızlıydı.

1994’te, NFL, oyun kurucuların kasketlerine kasket telsizi koydu, sonra defanslara. Oyunları daha fazla insan izledi çünkü daha hızlıydı. Daha eğlenceliydi.

2023’te, düşünün ki bir oyuncusunuz kalabalıkta yürüyorsunuz ve sonraki maçınız yüzünüzün sağ tarafında saydam plastikten bir maskede görüntüleniyor zaten o anda takıyor olduğunuz bir şey bu. Artık oyunu unutmakla ilgili endişe yok. Artık tiyatro metninizi hatırlamak için kaygılanmanıza gerek yok. Sadece dışarı çıkın ve bir şeyler yapın. Ve koçlar bunu gerçekten istiyor, çünkü yapılmayan görevler size oyunları kaybettirir ve koçlar oyunları kaybetmekten nefret eder. Oyunları kaybetmek size bir koç olarak işinizi kaybettirir. Bunu istemezler.

Fakat artırılmış gerçeklik sadece geliştirilmiş bir tiyatro metni değil. Artırılmış gerçeklik aynı zamanda tüm bilgileri alıp bunları günlük yaşamda kullanmanızı sağlayarak oyununuzu geliştirmenin de bir yolu. Bu neye benzeyecektir? Ee, basit bir kamera ile, stadyumun her köşesinden aşağıya bakan size kuş bakışı görüntü sağlayan tüm insanların aşağıda olduğu bir düzenek olabilir. Ayrıca kasket sensörleri ve hız ölçerlerden bilgi de alabilirsiniz, bu teknoloji şu anda çalışıyor. Tüm bu bilgiyi alıp, bunu oyuncularınıza gönderebilirsiniz. İyi takımlar bunu oyuncuların kullanabileceği şekilde onlara iletiyorlar. Kötüleri ise aşırı bilgi yüküne sahip. Bu, iyi takımları kötülerden ayırıyor. Ve şimdi, I.T. departmanı en az keşif departmanınız kadar önemli ve veri didikleme artık ineklerin işi değil. Bu aynı zamanda İskoçlar için de öyle. Kim bilir?

Sahadaki o görüş neye benzeyecekti? Ee, oyun kurucu olduğunuzu hayal edin. Pat diye fırlıyorsunuz ve geri düşüyorsunuz. Sahayı tarıyorsunuz ve boş birini arıyorsunuz. Aniden, parlak bir ışık maskenizin sol tarafında, kör noktada defansın atağa kalktığını size bildiriyor. Normalde onu göremezdiniz, fakat artırılmış gerçeklik sistemi size bu imkanı veriyor. Bir adım kaydınız. Başka bir parlama sizi boş bir oyuncu için ikaz ediyor. Topu atıyorsunuz, fakat fırlattığınız yerin sağına gidiyor Top yoldan çıkıyor. Alanda nereye gittiğini bilmiyorsunuz. Halbuki, pası bekleyen oyuncu, maskesinde topun çimlerde parladığını görüyor, ve yeniden ayarlamayı biliyor. Gidiyor, topu yakalıyor, koşuyor ve gol. Kalabalık çıldırıyor, ve taraftarlar o yolda her adımda onunlaydılar, her açıdan izliyorlardı.

Şimdi bu gibi bazı şeyler oyunlarda büyük heyecana sebep olacak. Yığınla insan bunu izleyecek, çünkü bu deneyimi yaşamak isteyecekler. Taraftarlar sahada olmak istiyor. Favori oyuncuları olmak istiyorlar.Artırılmış gerçeklik sporların bir parçası olacak, çünkü olmamasından çok daha faydalı.

Fakat benim size sorduğum soru, artırılmış gerçekliği kullanmak için her şey bu bileşenlerden mi ibaret?Sadece kendi çerçevemizde mi kullanacağız, kendi gösterilerimizde, normal eğlencelerimizde? Çünkü ben artırılmış gerçekliği daha fazla yerde kullanabileceğimize inanıyorum. Artırılmış gerçekliği insan ırkı içindaha çok empati kurmanın bir yolu olarak kullanabileceğimize inanıyorum. Başka birinin ayakkabılarıyla bir mil yürümenin tam manasıyla neye benzediğini birine göstererek. Bu teknolojinin spor ligleri için değerli olduğunu biliyoruz. Devletin yıllık milyarlarca dolar hasılatı değerinde. Fakat bu teknoloji sınıftaki bir öğretmene mağdurun bakış açısından bir zorbanın ne kadar zarar verici davranışlarda bulunduğunugöstermesini sağlar. Bu teknoloji eşcinsel bir Ugandalı ya da Rus’a göre baskı altında yaşamanın neye benzediğini dünyaya göstermesine değer. Bu teknoloji Komutan Hadfield ya da Neil deGrasse Tyson’a göre bir jenerasyona ilham vermeye çalışmanın Kardashianlar ve üç aylık raporlar yerine uzay ve bilim hakkında daha fazla düşünmenin neye benzediğini anlamamıza değer.

Bayanlar ve baylar, artırılmış gerçeklik yaklaşıyor. Sorduğumuz sorular, yaptığımız seçimler, ve yüzleştiğimiz zorluklar her zaman olduğu gibi, yine bize bağlı.

Teşekkür ederim.

(Alkışlar)

YORUM YOK

Yorum yazınız